Doğada Kendini Bulmak

1 Ağustos 2017

Bir sabah uyanırsın ve içinde tanımlayamadığın bir his vardır. Sıkıntı desen sıkıntı değil; mutluluk desen, mutluluk hiç değil. Bir şeyin eksikliğidir o hissettiğin ama eksik olanın ne olduğunu anlayamazsın bir türlü. Böyle soruların cevabı bizim bilinçli zihnimizle verilemez çoğu zaman… İşte böyle anlarda aslında doğada olmayı özlersin, eksikliğini çektiğin şey orada benliğin ile derinden bağlantı kurmaktır. İhtiyaç duyulan, hemen yanı başından arabların vızır vızır geçtiği bir sahil şeridinde yürüyüş yapmak değildir. Gerçek ihtiyaç; yaşlı ağaçların arasında, nemli toprağın üstünde, heybetli kayaların yanında olmaktır. Temiz havayı ciğerlerine çekmek, yeşilin tonlarının ne kadar çeşitli olabileceğine hayret etmek, bir karınca kolonisini gözlemlemek, daha önce dikkat etmediğin kuş seslerinin ayırdına varmak, zaman içinde kör ve sağır olduğun detayları fark etmektir…

Seni gerçeği yaşamaktan ve kendi derin benliğinle; oradaki isteklerinle, hayallerinle, sana doyum veren ve gerçekten sana ait olan tüm parçalarınla bağlantı kurmaktan alıkoyan bütün seslerden, elektronik cihazlardan, dikkat dağıtan her şeyden ara sıra da olsa uzak kalman gerekir. Oysa biz bunun tam tersini yaparak günlerimizi, haftalarımızı, aylarımızı ve hatta yıllarımızı geçiriyoruz. Telefonlarımızdan, bilgisayarlarımızdan ve tabletlerimizden hiç ayrılmadan ev, ofis, araba denen çeşitli boylardaki kutuların içinde ‘yaşıyoruz’. Telefonlarımızı ve tabletlerimizi gece uyurken bile yanımızdan ayırmıyoruz. Uyumadan önce en son ve uyanır uyanmaz ilk yaptığımız şey telefonumuza bakmak. 2015 yılında New York Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre yetişkinlerin % 52’si bir saat içinde telefonlarını defalarca kontrol ediyor, %63’ü ise gece yatarken telefonunu yanında tutuyor. Bu şekilde yaşamak kişilerin anksiyete seviyesini arttırıyor ve zihnini bulandırıyor. Ancak belli ki ihtiyaç duyduğumuz zihinsel dinginlik, mutluluk ve huzur seviyesine ulaşmak için elektronik cihazlardan uzak durmak yeterli değil. Stanford Üniversite’sindeki bir yüksek lisans öğrencisinin gönüllülerle yaptığı araştırmada; bir süre dijital detoks yapan, yani her türlü ekrandan uzak duran ve bunu yaparken de kısa süreli de olsa doğada (şehrin içindeki ufak da olsa bir yeşil alanda) vakit geçiren kişilerin, yine dijital detoks yapan ancak aynı süreyi trafikte geçirmek zorunda kalan kişilerden çok daha mutlu hissettikleri tespit edilmiş. Bu araştırma gösteriyor ki bir süre elektronik aletlerden uzak durmak ve bunu yaparken de kendimizi doğanın kollarına bırakmak zihnimizi berraklaştırıyor ve anksiyete yaşamamızı engelliyor.

Eğer vaktimiz ve şartlarımız elvermiyorsa zaman zaman en yakınımızdaki parkta vakit geçirmek de faydalı olacaktır. Ancak elbette biraz zaman ve enerji ayırarak yaşadığımız şehirden çıkıp rotamızı kanyonlara, milli parklara, yaylalara, göllere çevirmek bundan çok daha etkili olacaktır. Bir gölün kıyısında oturup su kuşlarını izlemek, volkanik bir jeoparkta yürüyüş yapıp kayaların binlerce yıldır hangi doğa olaylarına şahit olduğunu hayal etmek, yüksek bir yaylada durup şehirdekinden kat be kat temiz oksijeni ciğerlerine çekmek, bir ormanın içinde ağaçları, bitkileri, böcekleri inceleyip de huzuru ve kendini bulmamak mümkün değil. Kim bilir belki de aylardır düşünüp de içinden bir türlü çıkamadığın bir sorunun cevabını doğanın kucağında geçireceğin birkaç saatin sonunda bulabilirsin. Onun kendi içindeki uyumu, her bir parçanın birbiri ile etkileşimi ve muhteşem dengesi sana kendi hayatında inandığın pek çok gerçekliğin ne kadar da sanal olduğunu, çok önemsediğin birçok şeyin aslında nasıl da anlamsız olduğunu gösterecektir. Çünkü ‘gerçek’ şehrin içinde ve onun bize dayattığı olmazsa olmazlarında değildir. Analitik Psikoloji’nin kurucusu Carl Gustav Jung tüm statü peşinde koşmalar, hevesler, başkalarından alınan inançlar, alışkanlıklar, ideolojiler, gerçek paylaşma ve birliktelik içermeyen her türlü iletişim biçimleri, kısacası tüm küçük egoların ortak paydası için ‘kolektif bilinç’ kavramını kullanır. İşte doğada kolektif bilinç yoktur. Doğada öz vardır, gerçek vardır, her bir parçanın hem kendi içinde hem de etrafı ile sarsılmaz bir harmonisi vardır. Sana zaman zaman böyle bir ortamda vakit geçirmeni, tüm etiketlerden ve sana dayatılmış değerlerden sıyrılıp kendini doğanın enerjisine bırakmanı tavsiye ediyoruz… Orası benliğinle derinden bağlantı kuracağın, huzuru bulacağın ve zihnini berraklaştıracağın yer olacaktır.

Bunlar da ilginizi çekebilir