JAPONYA’NIN GİZLİ CENNETİNE YOLCULUK: Kİİ YARIMADASI

6 Kasım 2017

Japonya denildiğinde aklımızda iki farklı imaj beliriyor: Birincisi parlak ışıkları, neon tabelaları, abartılı makyaj ve kıyafetlere bürünmüş gençleri, fazlasıyla kalabalık caddeleri, durmadan alışveriş yapan insanları, çarpıcı bir mimariye sahip gökdelenleri ve modern şehrin içinde aniden karşımıza çıkan tapınakları ile Tokyo; ikincisi ise yemyeşil ormanları, kadim bambu ağaçları, binlerce yıllık zen bahçeleri, çay seremonileri ve tapınakları ile sakin, dingin, saygılı ve doğayla iç içe küçük şehirleri ve kırsal bölgeleri. Birazdan bu ikinci imajın sık sık karşımıza çıktığı, Şintoizm ve Budizm’in kalbi diyebileceğimiz Japonya’nın Kii Yarımadası’na doğru bir yolculuğa çıkacağız. Bu yolculukta karşımıza neler mi çıkacak? Geyiklerin insanlarla iç içe yaşadıkları parklar, budistlerin hac yolculukları, kaplıcalar, tapınaklar, şelaleler ve daha pek çok büyüleyici ayrıntı…

Bu Yarım Ada Dünya Mirası Listesinde

Japonya’nın en geniş yarımadası olan ve ülkenin güneybatısında yer alan Kii, 2004 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş. Yarımadanın içinde yer alan şehirler Nara, Mie, Wakayama ve Osaka’nın güney bölgesi. Bölgeye ulaşımın en kolay yolu uçakla doğrudan Osaka Itami Havaalanı’na uçmak ve buradan da hızlı trenle şehirler arası yolculuk yapmak.

Bölgede çok fazla şelale bulunması ve yoğun yağış alması sebebiyle Kii yarımadası, Japonya’nın en ıslak ve nemli bölgesi olarak kabul ediliyor. Dolayısı ile burayı ziyaret edenlerin gittiği mevsime bağlı olarak biraz ıslanmayı göze almaları ve iklime uygun kıyafetleri yanlarından ayırmamaları gerekiyor. Japonya sıcaklığın ve nemin çok yüksek olması sebebiyle yaz aylarında kesinlikle ziyaret edilmemesi gereken ülkelerden. İdeal ziyaret döneminin Ekim ayı itibariyle başladığını ve ilkbahar aylarının sonuna kadar devam ettiğini söyleyebiliriz.

Mutlaka Görülmeli

Yarımadada en çok görülmesi gereken yerlerin başında Nara şehrinin merkezine konumlanmış, 1880’de halkın kullanımına açılmış olan Nara Milli Parkı geliyor. Bu parkta Şintoizm dininin mensupları tarafından tanrıdan mesaj getirdiklerine inanılan 1.200 kadar geyik serbestçe dolaşıyor ve yaşıyor. Ziyaretçiler parkın girişinde geyiklere elleriyle yedirmek üzere özel olarak yapılmış bisküvilerden satın alabiliyorlar. Geyikler bir yana, parkın içindeki ufak gölcükler, kiraz ağaçları ve yeşilin binbir tonu oldukça etkileyici. Ayrıca parkın içinde yer alan, 700’lü yıllarda inşa edilmiş Todai-ji ve Kofukuji tapınakları, Kasuga Taisha Mabeti ve Nara Milli Müzesi de mutlaka gezilmeli. Özellikle Todai-ji Tapınağı’nın girişindeki oyma heykeller ve içindeki Japonya’da görmeye alışık olmadığımız büyüklükteki Buda heykeli gerçekten çok etkileyici.

Bir başka görülmesi gereken bölge ise Mie şehrindeki Ise Jingu Mabeti (Jingu Shrine). Ülkenin en kutsal Şinto mabeti olarak kabul edilen Ise Jingu, aslen Naiku ve Geko isimli iki farklı mabeti içinde bulunduruyor. Kadim bir ormanın içinde yer alan bu mabetler, dev Japon Sedir ağaçlarının yanında, pek çok göl ve gölcük ile çevrelenmiş durumda. 3. yüzyılda yapılmış olan Naiku ve 5. yüzyılda inşa edilmiş olan Geko mabetlerinin ahşap yapıları her 20 yılda bir tamir ediliyor ve yenileniyor. Plana göre bir sonraki yenileme işlemi 2033 yılında yapılacak.

Kii Yarımadası’nı gerek Budistler gerek dünyanın dört bir yanından gelen turistler için özel kılan unsurlardan biri de yarımadanın alt yarısına yayılmış olan ve bir çeşit hac yolları ağının bulunduğu Kumano Kodo. Bu bölgeyi ziyaret edenler; tarih öncesinden beri kutsal kabul edilen toprakları görme, binlerce yıldır imparatorlardan, halkın tüm mensuplarına kadar her seviyeden insanın yürüdüğü ve bu sırada dağlara, ağaçlara, toprağa dua ederek arınmayı diledikleri yollardan geçme şansını elde ediyorlar. Kumana Kodo’nun en popüler rotası Nakahechi. 8 kilometrelik bu rota, Hosshinmon-oji’den başlayıp Fushiogami-oji’de bitiyor ve rota boyunca karşımıza tarihi sedir ağaçları, çay tarlaları, taş evlerden oluşan küçük köyler ve çeşit çeşit ufak mabetler çıkıyor. Kumano Kodo’ya gelmişken, eski tip Japon konaklama yerleri olan ‘Ryokan’ isimli pansiyonlardan birinde kalma ve ‘Onsen’ denilen kaplıcalarda bedenini ve ruhunu arındırma fırsatını kesinlikle kaçırmamalısın. Burası hem muhteşem doğayı hem de uzak doğunun ruhani ve geleneksel yaşamını doya doya gözlemlemek için ziyaretçilerine mükemmel fırsatlar sunuyor.

Yarımadanın mutlaka görülmesi gereken bir başka şehri Wakayama da içinde mutlaka görülemeye değer pek çok cennet köşesi barındırıyor. Bunlardan biri deniz seviyesinden 800 metre yüksekte bulunan Koyosan Dağı ve çevresi. Burada görülmesi gerekenler ise iki adet ağaçtan yapılmış, korkusuz Kongo savaşçıları tarafından korunan Daiman Kapısı, 48 metre yüksekliğinde olup içinde 5 farklı kutsal Buda imajı olan Konpondaito Pagodası, Kongobuji Tapınağı, Japonya’nın en büyük kaya bahçesi olan Banryutei Bahçesi ve en büyük mezarlığı olan Okunoin Mezarlığı diyebiliriz. Ayrıca bu bölge deniz seviyesinden oldukça yüksek olması sebebiyle serin bir iklime sahip olduğu için ziyaretçiler tarafından yaz aylarında da tercih ediliyor.

Gerek yukarıda kısaca bahsettiğimiz bölgelerde gerek Japonya’nın genelinde karşımıza pek çok tapınak ve mabet çıkıyor. Her biri de mimarisi, onları çevreleyen özenle bezenmiş bahçeleri ve tüm detayları ile oldukça büyüleyiciler. Ancak şunu söyleyebiliriz ki Japonya’da din; tapınaklar ve mabetler yoluyla karşımıza sık sık çıksa da, halk tarafından günlük konuşmalarda yer alan bir konu değil. Hatta onlara mabet ve tapınak arasındaki farkı sorduğumuzda dahi çok net bir cevap alamayabiliyoruz. Dolayısıyla bu bölgeleri gezerken (İngilizce konuşan birilerini bulabilirseniz!) iletişime geçeceğiniz Japonlardan Budizm ve Şintoizm ile ilgili bilgi almak gibi bir niyetin olursa hayal kırıklığına uğrama ihtimalin yüksek.

Japonya yemeğinden, insanlarına, doğasından kültürüne kadar hala hepimiz için gizemini koruyan; renkli, özel ve mutlaka görülmesi gereken ülkelerden biri. Eğer sen de klasik rotaları değil de yeni ve keşfedilmemiş yerleri görmeyi tercih edenlerdensen, Japonya’yı ziyaret etmeni ve yukarıda kısaca bahsettiğimiz; doğası, mimarisi, kültürü ve tüm değerleri ile büyüleyici bir yarımada olan Kii’yi ziyaret etmeni öneririz. Burayı gördükten sonra zihnindeki uzak doğu imajının bir daha asla eskisi gibi olmayacağından emin olabilirsin.

Bunlar da ilginizi çekebilir