‘GERÇEKLİK DEVRİMİ’NDE YAŞAMAK

28 Ocak 2018

Son yıllarda tüketici teknolojilerinin oldukça popüler konulardan biri de artırılmış ve sanal gerçeklikti. Facebook, lider sanal gerçeklik markası olan Oculus’u iki milyar dolara satın aldı. Geçen yıl Apple, keynote’larından birinin önemli bir kısmını artırılmış gerçekliğe ayırdı. Snap, yaptığı satın almalar sonrası kendini iyiden iyiye bir artırılmış gerçeklik firması olarak konumlandırmaya başladı. Pek çoklarına göre bu teknolojiler birer devrim. Başkalarına göreyse ‘hikaye’. Bu konuda tabii ki bizim de bir fikrimiz var ama paylaşmadan önce, istersen önce şu gerçekliklere önden bir göz atalım.

 

Artırılmış Gerçeklik (Augmented Reality – AR)

Bildiğimiz gerçekliğin, canlı olarak dijital veriyle birleştirilmiş hali. Artırılmış gerçeklik, bildiğimiz gerçekliğe değer katıyor.

Örneğin savaş uçağı pilotlarının koordinatları, mesafeleri vb. bilgileri kasklarına yansıtılan metinlerle anlık olarak okumaları. Veya telefonunu gökyüzüne tuttuğunda dünyanın çevresinde dolaşan uyduların pozisyonunu canlı olarak görüntülemek. “Ne işe yarar?” deme. Türkiye’de birçok insan çanak antenlerinin yönünü bu tür uygulamalarla ayarlıyor 🙂

 

Karışık Gerçeklik (Mixed Reality – MR)

Artırılmış gerçeklik olarak bize sunulan içeriğin %90’ı aslında karışık gerçeklik.

Bildiğimiz gerçekliğin, dijital görsel ve işitsel içerikle birlikte harmanlanmasına karışık gerçeklik diyoruz. Karışık gerçeklik, bildiğimiz gerçeklik deneyimini zenginleştiriyor.

Örneğin Snapchat lensleri. Bildiğin üzere Snapchat’le çektiğin bir profil fotoğrafı üzerine filtreler yerleştirerek yüzünde değişiklikler yapabiliyorsun. Yüz senin yüzün ama üzerine yerleştirdiğin dijital tavşan kulaklarıyla ortaya yeni bir ‘sen’ çıkartabiliyorsun.

 

Sanal Gerçeklik (Virtual Reality – VR)

Bildiğimiz gerçeklikten tamamen izole olarak deneyimlediğimiz yapay gerçekliğe sanal gerçeklik diyoruz. Sanal gerçeklik, bizlere eşsiz deneyimler yaşama şansı veriyor.

Sanal gerçeklik gözlükleri, bizi dış dünyadan izole etmenin ötesinde önemli bir ihtiyacı daha gideriyor: derinlik algısı. Böylece sanal gerçeklik aklınızdan daha derine, hislerinize hitap ediyor. VR TV şovları sadece izlenen eserler olmanın ötesine geçiyor. Kendinizi ‘orada’ sanıyorsunuz. Oyunlar, etkileşim halinde olduğunuz yabancı bir dünya yerine; içinde yaşamaya başladığınız gerçekliğe dönüşüyor. 15-20 dakikalık kullanımdan sonra gözlüğü çıkartıp gerçek dünyaya döndüğünüzde, içinizdeki ses “asıl burası neresi?!” diye soruyor.

 

Peki Ya Sonuç? Devrim oldu mu, olmadı mı?

Evet, oldu. Tüm bu yazdığımız gerçeklik teknolojileri, bize göre birer devrim. Aslında daha doğrusu devrimsel bir değişim. Örneğin akıllı telefonlarda olduğu üzere ‘bir gecede gerçekleşen’lerden değil. Bu, zamana yayılmış, onlarca yıldır yavaş yavaş hayatımızda daha fazla yer edinen bir devrim.

Madem onlarca yıldır vardı da neden şimdi konuşuyoruz? Öncelikle bu teknolojiler geçmişte ancak devletlerin ve şirketlerin karşılayabileceği kadar yüksek maliyetliydi. Bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin üretim maliyeti düştükçe hayatımızda yer edinmeye başlayabildiler. İkincisi, dijital dünyayla ilgili algımız değişti. Öncesinde daha çok çocukların ve fütüristlerin ilgi alanı olarak kabul edilen dijital teknolojiler hayatımıza tamamen nüfuz etti.

Ne zaman günlük hayatımızda daha yaygın olarak görmeye başlayacağız? Yeni atılımlar sayesinde maliyetler daha da düştüğünde ve şu anda imkânsız kabul edilen üretim aşamaları mümkün kılındığında. Kısacası daha ucuz, daha kaliteli ve daha konforlu ürünlerle tanışmayı bekliyoruz. Daha gerçekçi görüntüler, telefonlarımızın daha fazla şarj kapasitesine ulaşmasını, sanal gerçeklik gözlüklerimizin kablolardan kurtulmasını istiyoruz…

Yukarıda saydığımız beklentilerimiz yıllar içine eninde sonunda gerçekleşecek. O gün geldiğinde acaba hangi gerçeklik favorimiz olacak?

Bunlar da ilginizi çekebilir